mesaj yazmayı unutmayınız


    Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Paylaş
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 17:41



    Ebeveyn Olmaya Beş Adım


    Anne baba olmak veya olmaya karar vermek içgüdüsel bir
    davranış olduğu kadar düşünülmesi ve doğru zaman için karar verilmesi gereken bir davranıştır. Bazıları kendileri için doğru zaman olduğunu birden hissederler. Bazıları için ise bu o kadar kolay değildir. Onlar yeni bir insan ve yeni bir hayat için gerekli sorumluluğu en doğru şekilde taşıyıp taşıyamayacaklarını düşünürler.
    Sevmek, eğitmek, öğretmek, paylaşmak, O acı çektiğinde acı duymak, aylarca gecenin bir yarısı onun için uyanmak, sosyal hayatınıza bir süre ara vermek ya da değişiklikler yapmak..... ne muhteşem bir şey değil mi? Ana baba olmak bize hayatı öğreten bir şey ve belki de hayatımız boyunca alacağımız en büyük sorumluluk.

    Adım 1: İyi Arkadaş, iyi eş iyi aile olabilmek
    Sevgi dolu bir ilişki; çocuğunuzla paylaşacağınız ve onun en çok ihtiyaç duyacağı şey bu. Para, düzen, işiniz ve çocuğun hayatınızda yapacağı diğer tüm değişiklikler bundan sonra gelecek. Çocuğunuza karşı taşıdığınız en büyük sorumluluk ona sevgi dolu bir aile ortamı sunabilme ve onunla iyi bir arkadaşlık kurabilmenizdir.

    Adım 2: Kendinizi daha iyi tanımalı ve kendinizi daha fazla sevmelisiniz
    Öncelikle kendinizi tanımalı, kendinizi sevmeli ve bu hayat yolculuğunda artık başka birine yardım etme ve yol gösterme işine hazır olduğunuzu hissetmelisiniz. En önemlisi de yeni bir hayat arkadaşı ile paylaşacağınız o sevgiyi içinizde duymalısınız.

    Adım 3: Finansal durumunuz elverişli mi?
    Çocuklarımıza eşyaları değil, kendimizi ve sevgimizi sunmalıyız. Bir çocuk sahibi olabilmek ve onu büyütebilmek için finansal durumunuzun iyi olması gerekmekle birlikte, acil durumlar için yeteri kadar sevgiye sahip miyiz? Lüks bir ev, iki Cherokee jeep ve bir yat her acil durumda işe yaramayabilir.

    Adım 4: Espri anlayışınız
    En önemli şey; çocuğunuz kedini diş macunu veya jöleye buladığında, aynanıza rujunuzla yazılar yazdığında, halılarınıza, koltuk takımlarınıza yepyeni desenler
    eklediğinde buna gülebilmektir. İnanın böyle durumlarla sık karşılaşacaksınız ve böyle zamanlarda espri anlayışınız dışında hiç bir şey size yardım edemez.

    Adım 5: Dört evetiniz varsa artık hazırsınız!
    Yu karıdaki dört yaklaşıma da tamam cevabı veriyor başınıza gelecekleri varoluşun değişmez kuralları olarak görebiliyorsanız, beklemenize gerek yok. “Just do it!* Tüm bunları sizinle paylaştıktan sonra siz kendinizi hazır hissetmeseniz bile biz iyi bir anne baba olacağınıza inanıyoruz. Zaten hiç tecrübe etmediğiniz bir şey için hazır olup olmadığınızı nasıl bilebilirsiniz ki? İnanın bunu bilmeniz için denemeniz gerekli.
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    Hamilelik Öncesi Gözden Geçirmeniz Gerekenler

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 17:44

    Hamilelik Öncesi Gözden Geçirmeniz Gerekenler




    Anne ya da baba olmak, hayatınızın akışını değiştirecek büyük bir olaydır. Hamile kalmadan önce yapacağınız bazı planlar ve değişiklikler sayesinde, daha sağlıklı birhamilelik geçireceğiniz muhakkaktır. Sağlıklı bir yaşam tarzı, siz ve bebeğiniz üzerine büyük ve olumlu etkiye sahiptir. Hamileliğin planlı olması sizi ileride olacakolaylara hazırlamaya yardımcı olur ve karşılaşacağınız zorlukları daha kolay, bilinçli bir şekilde atlatmanızı sağlar. Hamilelik öncesi iyi bir sağlık bakımının yapılması bütünhamileliğiniz boyunca size yardım edecektir. Bir çok kadın hamile kaldığını birkaç hafta geçmeden bilmemektedir. Bu ilk haftalar, fetus için en kritik dönemlerdir. Zira organlar bu dönemde oluşur. Sigara, alkol ve bazı ilaçların kullanılması bebeğin normal gelişimini engeller. Hamile kalmayı düşünüyorsanız en az 3 ay öncesinden bir doktora danışmanız, size yol gösterilmesi ve bilgi verilmesi açısından önemlidir.

    Sağlığınız ve vucudunuz hamile kalmaya uygun mu?
    Hamileliğiniz öncesinde jinekoloğunuzla bir görüşme yapın. Bu sizin için genel bir kontrol açısından harika bir fırsat olacaktır. Bu görüşmede değişmesi gereken alışkanlıklarınız varsa bunları ele alabilir ve yeni düzenlemeler yapabilirsiniz. Ayrıca yüksek tansiyon ve aşırı kilo gibi problemleriniz için gerekli tedavilere başlayabilirsiniz. Unutmayın eğer obesite(aşırı şişmanlık)ve yüksek tansiyon gibi problemleriniz varsa riskli guruptasınız demektir ve bunları kontrol altına almak için gerekenleri bir an önce yapın. Aşırı şişman kadınlar, yumurtlamaları düzenli olmadığından kolay hamile kalamamaktadırlar. Eğer kalırlarsa bu kez diyabet ve yüksek tansiyon onları beklemektedir. Ayrıca bu kadınların bebeklerinin de normalden iri doğma riski yüksektir, bu da beraberinde doğum yaralanmalarını ve zorunlu sezaryanı getirir.Yüksek tansiyonu olan annelerde ise düşük doğum ağırlıklı ve prematüre bebek doğurma riski yüksektir. Bunlara ek olarak hamilelikte çok ciddi bir problem olan Plasenta Abruption yani plasentanın bebek doğmadan önce rahimden ayrılması ve önden doğması riski yüksektir.Bütün bu riskleri tespit edip tedbirlerinizi alarak hamileliğinize daha sağlıklı başlayabilir ve sağlıklı bir çocuk sahibi olabilirsiniz

    Kilonuz ne durumda?
    Düzenli bir egzersiz programı takip edin ve bir diyetisyen ile uygun bir diyet programı hazırlayın. Bu hamilelik öncesi bebeğiniz için yapacağınız en önemli şeylerin başında gelmektedir. Uygun bir kilonun sağlanması iyi bir sağlık açısından önemlidir. Hamile kalmanızın en az 6 ay öncesinden boyunuzun kilonuzla orantılı bir düzeyde kalmasını sağlamalısınız. Hamilelik sırasında yüksek kilo annede yüksek tansiyon ve şeker hastalığına sebep olabilmektedir. Aşırı şişmanlık gebelik sırasında kalp için ek bir yüktür. Normalden düşük kilo ise bebeğin gelişimini engellemekte ve düşük tartılı bebekler doğmasına sebep olmaktadır.

    Sizin yada eşinizin ailesinde kalıtsal bir hastalık var mı?
    Bazı kalıtsal hastalıkların belirlenmesi ve yaşınıza aile geçmişinize bakılarak size genetik danışmanlık verilmesi açısından önem taşır. Genetik danışmanlık çiftlerin genetik hastalıklı bir çocuğa sahip olma şansı hakkında bilgi verir.

    Kronik bir hastalığınız var mı?
    Hamilelik vücudunuza yeni yükler yükleyeceği için, normalde kontrolünüz altında olan sağlık problemleriniz tekrar sorun çıkarabilir. Eğer bazı özel tıbbidurumlarla karşı karşıyaysanız, hamile kalmadan önce kontrol altına alınmalı ve hamileliğiniz boyunca bu kontrolleri sürdürmelisiniz.

    Bazı önemli sorular şunlardır:
    Şeker, yüksek tansiyon, sara nöbeti gibi rahatsızlıklarınız var mı?
    Kansızlık rahatsızlığınız var mı, şu an buna yönelik şikayetleriniz var mı? (Halsizlik, Çarpıntı, Solukluk, Çabuk yorulma)
    Hiç ameliyat geçirdiniz mi?
    Herhangi bir şeye karşı alerjiniz var mı?

    Daha önceki gebelikleriniz olduysa nasıl geçti?
    Geçmiş gebelikleriniz ve varsa bunlarla ilgili komplikasyonlar da önemlidir. Çünkü sorunlar tekrar yaşanabilir. Özellikle daha önce düşük yapan kadınlar yeniden hamile kalırken endişe taşırlar. Gerçekten de daha önce yapılan düşükler; düşük tartılı bebek doğum riskini ve erken doğum riskini arttırmaktadır.Bu noktada önemli olan kendi kendinize endişe etmektense bir hekimin de yardımıyla birlikte kontrollü bir hamilelik geçirmenizdir.

    Kullandığınız ilaçlar var mı?
    Aspirin, alerji ilaçları (anti histaminikler), diyet tabletleri, doğum kontrol ilaçları gibi günlük ilaçlar sorgulanacaktır. Bazı ilaçlar fetüsu etkilemektedir ve hamileliğiniz boyunca alınmaması gerekir. Örneğin bu günlerde akne tedavisi için yaygın olarak kullanılan Retinol (Retinoik asit, vitamin A türevi bir ilaç)bebekte doğumsal sakatlıklara neden olmaktadır ve ilaç tedavisi kesildikten sonra en az 6 ay hamile kalınmaması gerekmektedir. Sakinleştirici ilaçların veağrı kesicilerin kullanımının da doktora danışılması gerekir.

    İşinizde gebeliğiniz açısından bir risk var mı?
    Sizin veya eşinizin işinde radyasyon , kimyasallar , kurşun yada anestetik maddelere maruz kalma söz konusu ise bu hem hamile kalma şansınızı hem debebeğinizi riske sokabilir. Hamile kalmadan önce bu konuda işveren den veya işyeri doktorundan bilgi almak önemlidir.

    Kızamıkçık aşısı oldunuz mu?
    Kızamıkçık (rubella) hastalığı bebeğin iç organlarının geliştiği erken gebelik döneminde bebekte önemli bozukluklara neden olabilir(sağırlık,körlük, beyin gelişiminin engellenmesi...). Bu nedenle hamileliğe karar verdiğinizde doktorunuza başvurup bu hastalığa karşı bağışıklığınız bulunup bulunmadığını bir kantesti ile öğrenmelisiniz. Eğer bağışıklığınız yoksa doktorunuz aşınızı yapacaktır. Kan testini gebeliğinizden en az 3 ay önce yaptırmalısınız.

    Yapılması gereken diğer testler
    Hamilelik öncesi özellikle sosyal risk taşıyan annelerin AIDS için ELİSA testini yaptırması önemlidir. Bu anne adayını kesinlikle korkutmamalı ve rahatsızetmemelidir. Ayrıca daha önce yüksek riskli davranış öyküsü olsun olmasın tüm hamilelere AİDS testi önerilmesi gittikçe kabul gören bir yaklaşımdır. Bunun yanı sıra Hepatit-B testinin yapılması, sonuca göre bebeğin doğduğunda aşı ve tedavisinin yapılması da önemlidir. Özellikle Hepatit-B taşıyıcısıolduğunu bilen anneler, bebeklerine zarar vermemek için muhakkak doktora danışmalıdırlar. Bazı hepatit taşıyıcılarından (belirli bazı antijenleri olan) doğanbebeklerde enfeksiyon riski yüksektir ve bu bebeklere doğumdan sonra 12 saat içerisinde Hepatit-B aşısı ve immunoglobulin tedavisi yapılması hemenher zaman enfeksiyonu önler. Bunlara ek olarak anne ve babanın hamilelik öncesinde kan guruplarının bilinmesi, eğer bir kan uyuşmazlığı söz konusu ise hamileliğin özel olarak takipedilmesi, anneye doğumdan önce gerekli aşının (rho-gam) yapılması bir sonraki hamilelikte tehlikeyi önleyecektir. Eğer bu annenin ilk hamileliği değilse veanne ile baba arasında kan uyuşmazlığı varsa ve de anneye ilk hamileliğinde gereken aşı yapılmamışsa o zaman annenin kanında ilk gebeliğinde antikor oluşup oluşmadığına bakılması ve doğumun daha özel şartlarda planlanması uygun olur.
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    En Uygun Doğum Yaşı

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 17:46

    En Uygun Doğum Yaşı





    En uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Doğum aralıklarının en az 2 yıl olmasını sağlayarak hem kendinizi hem de bebeğin sağlığını daha iyi koruyabilirsiniz. 35 yaş üzerindeki annelerde problemli gebelik riski yüksektir, ancak sağlıklı ve kendine dikkat eden annelerde bu risk azalır. 18 yaşından küçük kadınlarda ise ölü doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riski yüksektir.
    Fertilite (doğurganlık) her kadın için farklıdır. Eğer anneniz erken bir yaşta menopoza girip doğurganlığını kaybettiyse,bunun sizin içinde böyle olması muhtemeldir.Hatta ailede ki diğer kadınlarda da benzer durumlar söz konusudur.Tıpta bilinen bir gerçek erken menopozun kalıtsal olduğu ve kız ile annenin bu konuda aynı kaderi paylaştığıdır.
    Ayrıca doğurganlık yaşla birlikte azalmaktadır.20 yaşında doğum kontrol yöntemi kullanmayan, düzenli ilişkiye giren ve bir çocuk isteyenlerin %20’si başarıya ulaşıyor. Bu oran 30 yaşında %15’e ve 35 yaşında %10’a iniyor. 40 yaşında ise bu oran %5.
    35 yaşından sonra anne olmak

    Hamilelik hangi yaşta olursa olsun risksiz değildir ama yaşın ilerlemesi ile bu riskler artar. Bu risklerin en önemlisi Down sendromlu bir çocuk doğurmaktır. Down sendromlu görülme sıklığı annenin yaşı ile beraber artar. Bu risk anne 20 yaşındayken 10000 de 1; anne 35 yaşındayken 1000 de 3, anne 40 yaşındayken ise 100 de 1’dir. Down sedromu ve başka kromozomsal anormalliklerin yaşlı annelerde daha sık olmasının nedeni annenin yumurtalarının yaşlanması ve zaman içinde zararlı madde, kimyasal, röntgen ve enfeksiyonlara daha çok maruz kalmasından olduğu düşünülmektedir.

    Down sendromunun tedavisi olmamakla beraber doğum öncesi tanı yöntemleri ile rahim içinde tanısı konabilmekte ve gerekirse gebelik sonlandırılmaktadır. Yaşı 35’in üzerinde olan annelerde yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp damar hastalığı gelişme riski artmıştır. Ayrıca düşük, erken doğum ve doğum sonrası kanama daha sıktır.
    İlerlemiş yaş, anne adayını tek başına yüksek riskliler kategorisine sokmaz.Ama bir çok bireysel riskin toplamı bunu yapar. Yaşı ileri anne risk etmenlerini en aza indirmek için çaba gösterir ve doktoru ile işbirliği içerisinde olursa sağlıklı bebek doğurma şansı çok artar.
    Geç yaşta anne olmanın artılarıda vardır. Bu kadınlar iyi eğitimlidir, işleri, mevkileri vardır ve daha olgundurlar; bu da onları iyi anne yapar. Daha ileri yaşta ve görmüş geçirmiş olduklarından; genç annelere göre, bebeğe bağlanıp kalmaktan daha az yakınırlar.
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    Geri: Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 17:48

    Anne Olmak İçin Doğru Zamanı Seçmek




    Annelik her kadının tatmak istediği bir duygu. Fakat yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı ileri yaşta anne olmayı beraberinde getiriyor. Annelik için doğru zaman hangisi? Geç yaşta anne olmanın yararları ya da zararları nelerdir? Bu soruların cevabını yazımızda bulacaksınız...

    Bir kadın öncelikle bebek sahibi olmak isteyip istemediğine tam olarak karar vermelidir. Biyolojik saat çalışmaktadır ve zaman geçtikçe bu saatin tik tak''ları daha da yükselmektedir. Karar vermek sadece duygusal açıdan değil aynı zamanda sağlık açısından da zor olabilir. Yaş ilerledikçe artan riskler ve genetik faktörler, doğumun zor olup olmayacağı ve bütün bu soruların sonunda bekleyen ``Ya hiç anne olamazsam ''''korkusu.

    Günümüzde ileri yaşta anne olmanın giderek yaygınlaştığını görüyoruz. Özellikle pek çok ünlü isim geç yaşta anne olmayı tercih ediyor. Patricia Hodge 42 yaşında anne olurken, Madonna ise 40 yaşında kızını dünyaya getirdi. Yoğun geçen sahne hayatları onların genç yaşta anne olmasını engellemişti. Bu kişilerin röportajlarını okuduğumuzda ise, hiçbirinin durumdan şikayetçi olmadıklarını ve olgun yaşta anne olmanın daha avantajlı olduğunu söylediklerini görüyoruz. Erken yaşta anne olmak ile ileri yaşta anne olmak arasında şimdiye kadar pek çok araştırma yapılarak her iki durum kıyaslanmış; yapılan arıştırmalar günümüzün değişen koşullarında pek çok kadının geç yaşta anne olmayı tercih ettiğini göstermiştir.

    Umutsuz olmayın

    Geç yaşta anne olmanın olumlu yanları ele alınacak olursa aslında durum hiç de düşünüldüğü kadar kötü değil. Bu annelerin doğumdan sonraki bir yıl içerisinde bebeklerini daha kolay ve bilinçli bir şekile emzirdikleri gözlenmiş. Ayrıca hamilelik süresince annelerin görünüşlerinden yana fazla bir şikayetleri olmadığı ve hamile vücutlarını daha kolay kabullenebildikleri de ortaya çıkmış, sekse karşı olan ilgilerinde ise bir azalma görülmemiş. Genç anneler ve ileri yaştaki anneler arasında yapılan araştırmaya göre, doğum sonrası duygusal depresyon ve kendini iyi hissetmek arasında bir fark yok. Her iki gruptaki anneler de doğum sonrasındaki bu zorlu duygulara karşı eşit şartlarda dayanıklılar. Doğum şekline gelince sezaryen ya da normal doğum olsun herhangi bir sorun yaşanmıyor ve duyulan ağrıda da bir fark yok. Peki geç yaşta anneliğin riskleri neler olabilir? Geç yaşta anne olmaya karar veren kadınların çoğunun en büyük düşüncesi genetik risklerin artacağı korkusudur. Genetik risklerin ileri yaştaki gebeliklerde artacağı doğrudur, fakat bunun dışında her doğumda olabilecek risklerde bir artış görülmez. Anormallik riski 20''li yaşlarda 2000´nde 1, 35 yaşlarında 365´te 1, 40´lı yaşlarda ise yüzde 1 şeklinde görülür. Sonuç olarak 40 yaşındaki bir annenin Down sendromlu bir çocuk sahibi olma riski yüzde 1´dir. Bu durumdan da anlaşılacağı gibi çocuğun sağlıklı doğma olasılığı ise yüzde 99´dur ve bu da hiç de az bir rakam değildir. Yine yapılan araştırmalar göstermektedir ki 30´lu yaşlardaki kadınların gerek sosyal gerekse psikolojik yönden daha güçlü olmaları bebek sahibi olduktan sonra hayatlarını daha güvenli ve bilinçli bir şekilde sürdürmelerini sağlar. Ayrıca bu yaşlardaki kadınların kendilerine olan güvenleri daha fazla olduğundan bebek sahibi olmaya daha rahat bir şekilde karar verebilirler.

    Geç anne olanlar daha mı uzun yaşıyor?

    `Geç yaşta anne olmak ömrü uzatır mı'''' bu sorudan yola çıkan Harvard Sağlık Okulu´ndan bir grup öğrenci aynı yıl doğan kadınlar üzerinde bir araştırma yapmışlar. Bu araştırmaya göre 40´lı yaşlarda doğum yapan kadınların daha erken yaşta doğum yapanlara göre daha uzun yaşadıkları ortaya çıkmış. Bunun açıklaması ise şöyle yapılmış; 40´lı yaşlarda anne olan kadınlar daha geç yaşta menopoza giriyorlar ve daha uzun yaşama şansları olabiliyor. Bu kadınların östorojen hormonu çalıştığından, yaşa bağlı olan hastalıklara, kalp problemlerine karşı da daha dayanıklı oluyorlar.

    Bu durum halen tartışılabilirliğini koruyor. Erken ve geç yaşta anne olmakla ilgili bir başka tartışılan konu ise, genç annelerin daha hareketli ve enerjik olması ile ilgili. Genç anneler çocuklarıyla birlikte pek çok fiziksel aktiviteyi rahatlıkla paylaşabildiklerini, çocuk büyütmekle ilgili yorgunluklara daha rahat katlanabildiklerini anlatıyorlar. Sonuç olarak şartlar ve yaş ne olursa olsun önemli olan kadının kendisini bu sorumluluğa karşı hazır hissetmesi ve annelik duygusunu yaşamak istemesi.

    "Bebeğinizi beklerken sizi neler bekler" kitabından alınmıştır.
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    Geri: Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 17:51

    Hamilelikte Vücudunuzda Oluşacak Değişiklikler




    Sağlıklı bir gebelik için hamilelik süresince anne vücudunda birçok değişiklik oluşmaktadır. Bu değişiklikler döllenme ile başlar ve hamilelik süresince devam eder. Tüm organ sistemleri etkilenir. Aşağıda özetle özellikle gebeliğin ilk yarısında anne adayının vücudunda oluşan değişiklilerden ve bunlara bağlı oluşan belirtilerden söz edeceğiz.

    Adetin gecikmesi ile birlikte ilk göze çarpan göğüslerin aşırı şişmesi, dolgunluğu ve hassasiyetidir. Gebeliğin ilerleyen haftalarında göğüslerde büyüme, meme başında koyulaşma izlenmektedir. Ciltdeki esmerleşme meme başı dışında özellikle göbekte, karın orta hatda (linea nigra) , genital bölgede, koltuk altlarında ve yüzde maske tarzında (chloasma) da görülebilmektedir. Bununla birlikte kıllanmada artış olabilmektedir. Gebelerin en büyük korkularından biri doğum sonrasında kaybolmayan ciltdeki çatlaklardır. Bunlar en sık karında oluşmakla birlikte daha nadir olarak kalça ve göğüslerde de oluşabilirler. Çoğu kalıcıdır. Gebelikte koyu kırmızı renkte olan çatlaklar doğum sonrası gümüş rengine dönüşürler. Piyasada çatlakların oluşmasını önlemek için birçok ürün olmasına rağmen her zaman bunlarla başarı sağlanamaz. Genetik bir yatkınlık sözkonusudur. Cildin elastikiyetini arttırarak ani gerilmelere bağlı oluşan bu çatlakları önlemek amacıyla cildi nemlendiren ürünlerin kullanımının yanısıra ağızdan bol su alımı önerilmektedir.

    Hamileliğin özellikle ilk dört ayında bulantı ve kusmaya sık rastlanmaktadır. Bu semptomlar BHCG adı verilen gebelik hormonunun yüksekliğine bağlıdır. Bulantı ve kusmayı azaltmak için sık sık azar azar yenmelidir. Yağlı ve baharatlı gıdalardan kaçınılmalıdır. Sabah aç karına tuzlu kraker gibi kuru gıdaların alınması, sıvıların yemeklerden bir ila iki saat önce alınması bulantıları azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Gebelikte yükselen progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisi nedeniyle sindirim sisteminde gaza bağlı şişkinlik, hazımsızlık, kabızlık ve mide yanması gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Günde en az iki litre sıvı ve lifli besinlerin ağırlıklı olarak tüketilmesi kabızlığın giderilmesine yardımcı olmaktadır. Yemeklerden sonra en az bir saat yatmamak yiyeceklerin mideden yemek borusuna geri kaçışını önleyeceği için mide yanmasını azaltmaktadır. Diş etlerinde şişme ve kanama hamilelikte sıkca görülür. Böyle bir durumda genelde ağız hijyeninin sağlanması yeterlidir.

    Gebelik sürecinin ilk aylarında anne adaylarında aşırı bir yorgunluk hissi ve uyku hali normaldir. Fırsat buldukça isitrahat edilmelidir. Gebeliğin ilk yarısında dolaşım sistemindeki değişikliklere bağlı tansiyonda düşme, baş dönmesi ve bayılma hissine yol açabilir. Büyüyen rahimin idrar kesesi kapasitesini azaltmasına bağlı olarak gebeliğin ilk üç ayında ve son üç ayında sık idrara çıkma ihtiyacı doğmaktadır. İdrar yolu enfeksiyonlarını önlemek amacıyla idrara çıkma ertelenmemeli, sık sık mesane boşaltılmalıdır. Gebelikte yükselen östrojen hormonu seviyesi vajinal akıntıda belirgin bir artışa neden olmaktadır. Bu koyu kıvamlı, açık renkte, kokusuz bir akıntıdır, kaşıntı eşlik etmez. Günlük ped kullanımı gerekebilmektedir. Gebelikte rahimin büyümesi ile birlikte rahimi yerinde tutan bağların gerilmesine bağlı karın ve kasık ağrıları olmaktadır. Bu tür ağrılar pozisyon değiştirmek ve sıcak uygulanması ile azalabilmekte, bazı durumlarda doktor kontrolü altında ağrı kesici kullanımı gerekmektedir.

    Gebelikte toplam alınması gereken kilo gebelikten önceki vücut ağırlığına göre saptanır. Genelde hamilelik süresince 11 ila 16 kilo veya ortalama 12.5 kilo alınması normaldir. Anne adayının vücudunda oluşan bu değişikliklerin çoğu doğum sonrası altı haftalık loğusalık dönemi süresince eski haline döner.
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    Geri: Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 17:52

    Gebelikte Reflü Hastalığı




    Hamilelikte oldukça sık karşılaşılan problemlerden biri de reflü dediğimiz ve midedeki asitin yemek borusuna doğru kaçması olarak tarif edebileceğimiz durumdur. Hamile bayanların yaklaşık üçte ikisi reflü belirtilerinden şikayetçi olurlar. Hamile bayanlar bu durumda göğüs kemiğinin arkasında bir yanma ve acı hissi duyarlar. Bazı durumlarda saitli mide sıvısının daha da yukarı kaçması sonucu bu his boğaza yakın bölgelerde dahi hissedilebilir.

    Gebelikte reflü görülme nedenleri nelerdir?

    Hamilelikte bu durumun bu kadar yaygın olmasının temel nedeni hamilelikte çok yoğun olarak salgılanan progesteron hormonunun yemek borusu ile mideyi ayıran ve genelde kapalı durması gereken kapakçığı (sifinkter) gevşetmesi ve bu suretle asitli mide sıvısının geriye kaçışını kolaylaştırmasıdır. Bunun dışında büyüyen rahimin yukarıda yeralan mideyi daha da yukarıya iterek pozisyonunu değiştirmesi de bir etkendir.

    Tedavi

    Geceleri oluşan reflü belirtileri için yapılabilecek en kolay şey gebenin başını yukarda kalacak şekilde yatış pozisyonun değiştirilmesidir. Gebelikte bu durumun ilaçla da tedavisi mümkündür ve çoğu ilaç bebek açısından güvenlidir. Antiasitler denilen ve çoğunlukla çiğneme tableti şeklinde alınan ilaçlar midede varolan asiti nötralize ederler. Bunlarda içlerinde kasyum ve/veya magnezyum minerali içerenler hamilelikte kullanım için en güvenilir olanlardır. H2 blokerleri denilen ilaçlar ise midedeki hücrelerden asit salınımını engellerler. Bunlar arasında hamilelikte en deneyimli olduğumuz ilaç ranitidindir (farmakolojik adı). 1997’de ABD’de yapılan ve yayınlanan bir çalışmada günde iki defa alınan bu ilaçla reflü belirtilerinin ciddi ölçüde azaldığı gösterilmiştir. Daha yeni geliştirilmiş olan proton pompası inhibitörleri denilen gruptaki ilaçlar da asit salınımını azaltan etkiye sahiplerdir. Bunların gebelikte kullanımıyla ilgili deneyim daha az olsa da özellikle lansoprazole denilen (farmakolojik adı) ilacın bebek için güvenli olduğu bildirilmektedir. Eğer bu reflü belirtilerine mide ağrıları da eşlik ediyorsa, o zaman Helikobakter pylori denilen bir bakterinin midedeki varlığına ilşkin bir kan testinin de yapılması gerekebilir. Bu test pozitif çıkarsa, bunun tedavisi için verilen antibiyotik ağırlıklı tedavinin gebelikte de verilmesi uygundur.
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    Geri: Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 18:03

    Anne Adayları Lütfen Dikkat!




    Hamile kadınlar her zaman birşeyleri dert ederler.Soluduğumuz hava kirli mi?İçtiğimiz su temiz mi? Eşimin içtiği sigara yada bu sabahiçtiğim kahve bebeğimin sağlığına zarar verebilir mi? Ya dişçide çektirdiğim röntgen?Bu tür kaygılar hamileliği gereksiz yere sinir bozucuhale getirebilir. Ama bilgi; hem bunlardan kurtulmanızı sağlar hem de sağlıklı bir bebeğiniz olma olasılığını arttırır.Hamileliğiniz sırasındabebeğinize zarar vermemek istiyorsanız lütfen aşağıdakilere bir göz atın:
    ALKOL
    Hamileliğimizin ikinci ayına kadar genellikle hamile kalındığından habersiz olduğumuz için;bunu bilmemiz halinde asla yapmayacağımızşeyleri, bilmeden yaparız. Hamilelik süresince fazla içki içmenin bebekte birçok soruna yol açtığı gösterilmiştir.Bebeğin kan dolaşımına giren alkol miktarının annekanındaki alkol yoğunluğuna yaklaşık olduğu ve annenin aldığı alkolü bebeğinde paylaştığı göz önüne alınırsa bu pekde şaşırtıcısayılmaz. Alkolü bedenden atmak için gereken süre bebekte annenin iki katıdır.Yani anne hafif çakırkeyifken, bebek sarhoştur.
    Hamilelik boyunca ağır alkol alımı (günde 5-6 kadeh şarap,bira, rakı) ciddi doğum koplikasyonlarının yanı sıra bebekle ilgili alkolsendromunada yol açar. Bu durumda bebek normalden küçüktür ve genellikle zihinsel özürlüdür.Baş, yüz, kollar, bacaklar ve merkezi sinir sisteminde(beyin ve omurilik) bir çok yapı bozukluğu vardır.Ayrıca bu bebeklerde yenidoğan döneminde(doğum sonrası ilk 28 gün) ölüm oranı yüksektir.Bebekte daha sonra çocukluk dönemindede öğrenimsel, davranışsal ve toplumsal uyumla ilgili sorunlar oluşur.
    İçki içmeyi sürdürmenin riski doza bağlıdır,ne kadar çok içerseniz ,bebeğinize vereceğiniz zarar o kadar çokolur. Hamilelikte orta derece alkol tüketimi bile(günde 1-2 kadeh) düşük riskinin artması,düşük doığum ağırlığı ve doğum sırasında komplikasyonlar gibi çeşitliciddi sorunlara yol açabilir. Çocuklar büyüdüğündede davranışlarını,öğrenme yeteneklerini ve çevrelerine gösterecekleri uyumuetkilemektedir.
    Bazı kadınlar hamilelikleri süresince hafif örneğin geceleri bir kadeh içmelerine karşın sağlıklı bebekleri olabilir.Ancak bunun hiçbirgarantisi yoktur. Hamilelikte güvenli alkol dozu, eğer varsa bilebilinmemektedir. Eğer gün sonunda yorgunluğunuzu atmak için bir kokteyl almayı veya akşam yemeğinde bir kadeh şarap içmeyi adet halinegetirdiyseniz, belkide şimdi bu yaşam biçiminizi değiştirmenin tam sırasıdır.Gevşemek içim içki alıyorsanız müzik, masaj, ılık banyo,spor, okuma gibi başka yöntemleri seçebilirsiniz.

    SİGARA
    Hamilelikten önce içtiğiniz süre ne kadar olursa olsun sigaranın gelişmekte oln bebeğe zarar verdiği konusunda kesin bir kanıtyoktur. Ama hamilelik sirasında içilen sigara kesin ve belgelenmiş hasarlarvermektedir. Sigara hamilelikte düşük ve ölü doğuma sebepolduğu gibi çeştli komplikasyonlarda sigara içen annelerde çok daha sık gözlenmektedir.Bunlar arasında vajinalkanama, anormal plasenta yerleşimi,plasentanın erken ayrılması,erken kese yırtılması ve erken doğumdur.

    Sigaranın en sık rastlanan etkisi ise düşük doğum ağırlığıdır.Sanayileşmiş ülkelerde küçük doğan bebeklerin üçte birinden sigara sorumlututulmaktadır.Düşük doğum ağırlığı ise bereberinde artan hastalık ve bebek ölüm riskini getirir.
    Sigaranın başka potansiyel riskleride vardır.Anneleri sigara içen bebeklerde apne (ani soluk almanın durması)olasılığı fazladır. Sigara içmeyen annelerin bebeklerine göre Ani Bebek Ölüm Sendromu iki kat fazladır.Ayrıca genelde sigara içen annelerin bebekleri içmeyenlerinki kadar sağlıklı değildir.Bu bebeklerin büyümelerinin sigara içmeyen annelerin bebeklerinin büyümelerine yetişemediğine,uzundönemde bedensel ve zihinsel kusurları olduğuna ve hiperaktif olduklarına dair kanıtlar vardır.
    Bir çalışmada hamilelik sırasında ve sonrasında sigara içen annelerin çocuklarının solunum sistemi hastalıklarına daha yatkın olduğu,diğer çocuklara göre daha kısa boylu oldukları ve okul başarılarının daha az olduğu gösterilmiştir.Bütün bu yan etkilere sebep olan karbonmonoksitzehirlenmesi; annenin kanındaki yüksek oranda karbonmonoksitin plasenta yolu ilebebeğe geçmesi ve bebeğin daha az oksijen almasıdır.Sigara içtiğinizde bebeğiniz duman dolu bir rahmin içine hapsedilmişolur, kalp atışları hızlanır. Hepsinden kötüsü büyüyemez ve gelişemez.
    Haberler hep kötü değildir. Bazı çalışmalar hamileliğin erken döneminde sigara içmeyi bırakan kadınların(4.aydan önce olmalı) bebeğe zarar verme riskini sigara içmeyen annelerle aynı düzeye indirdiğini göstermektedir.Daha erken olması çok daha iyidir ama son ayda bile sigarayı bırakmak, doğum sırasında bebeğe giden oksijen akımını korumaya yardımcı olur.Bazı kadınlar için sigarayı bırakmak hamileliğinerken döneminde ani bir tiksinti geliştiğinden çok kolaydır.Eğer bu kadar şanslı değilseniz, başka yöntemleri hatta hipnozu biledeneyebilirsiniz.

    İnsanların çoğu sigarayı bıraktıklarında yoksunluk belirtileri yaşarlar.Bu belirtiler ve yoğunlukları kişiden kişiye değişir.En sık görülenler sigara için çok şiddetli özlemduymak, sinirlilik, kaygı, huzursuzluk, eller ve ayaklarda uyuşma,baş dönmesi, yorgunluk, uyku ve mide bağırsak bozukluklarıdır. Bazı insanlar ise başlangıçta hem bedensel,hemde zihinsel güçlerinde azalma hissederler.Bütün bunlar geçici durumlardır ve bunları azaltmak için birşeyleryapabilirsiniz. Kahveden kaçının, çünkü sinirliliğinizi arttırabilir.Dinlenin, alıştırma yapın (nikotinden aldığınız uyarının yerini doldurmak için).Zihninizi bir kaç gün dinlenmeye bırakın, zihinsel çaba gerektirmeyen işler yapın,sinemaya yada sigara içmenin yasak olduğu yerlere gidin.Sigarayı bırakmanın kötü etkileri birkaç gün ile birkaçhafta arasında sürer,ama yararı siz ve bebeğiniz için yaşam boyu devam edecektir.

    Sigara içmek yalnız içen kişiyi değil,çevresindeki herkesi etkiler.Buna karnında gelişmekte olan bebeği ile anne adayıdadahildir. Bu nedenle eşiniz,evinizde yaşayanlar yada yan masada çalışan iş arkadaşınız sigara içtiğinde neredeyse sizin içmeniz kadar etkilenecektir.Eğer eşiniz sigarayı bırakmayacağını söylüyorsa,ona en azından evin dışında yadasizden ve bebeğinizden uzakta içmesinisöyleyebilirsiniz. Sigarayı bırakması elbette hem kendi sağlığı hemde bebeğin doğduktan sonraki uzun dönem sağlığı için çok dahaiyidir. Çalışmalar, annenin yada babanın sigara içmesinin çocuklarında solunum sorunlarına ve akciğer gelişiminde bozulmaya neden olduğunu
    göstermiştir.
    avatar
    cakir60
    Admin

    Mesaj Sayısı : 118
    Kayıt tarihi : 17/02/07

    Geri: Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Mesaj tarafından cakir60 Bir Ptsi 19 Şub. 2007, 18:04

    KAFEİN
    Kafein kahve, çay, kola gibi içeceklerde bulunur ve annenin aldığı kafein plasentadan geçerek bebek kan dolaşımına girer.İnsanlar üzerinde ve gelişen bebeğe kafeinin nasıl bir etki yaptığı yada zararı olup olmadığı henüz tam açıklığa kavuşmuş değildir.Ama en son çalışmalardan biri günde 2 fincan kahve eşdeğeri kafeinin düşük riskini iki katına çıkardığını göstermiştir.Anne adaylarının eldeki bilgilerartana kadar kahve içmemeleri daha akıllıca olur.
    Kafeinli kahve, çay yada kolayı bırakmanız için başka ek nedenlerde vardır.Hepsinden önce bunların idrar söktürücü etkiside vardır,anne ve bebek sağlığı için gerekli olan sıvı ve kalsiyumu bedenden uzaklaştırır.Sık idrara çıkma sorununuz varsa, kahve bunu arttıracaktır. İkinci olarak, kahve ve çay özellikle krema ve tatlandırıcılarla kullanılıyorsa tıkayıcıdır ve gereksiniminiz olan besinlere karşı iştahınızıtıkayabilir.Kola yalnız tıkayıcı değildir,aynı zamanda bazı kimyasal maddeler ve gereksiz şeker içerir.
    Üçüncüsü kafein hamilelikte normal duygu durumu dalgalanmalarını arttırıp,yeterince dinlenmenizi engelleyebilir.
    Dördüncü olarak kafein sizin ve bebeğinizin ihtiyacı olan demirin emilmesini engelleyebilir.
    Yapılan bazı araştırmalar göstermiştir ki,aşırı kafein tüketimi anormal kalp atımı,hızlı solukalma, yenidoğanda titremeler ve ileriki yaşamında şeker hastalığı gelişimi ile sonuçlanabilir.

    Kafein alışkanlığınızdan nasıl kurtulursunuz:
    İlk adım bırakmak için bir motivasyonunuz olmasıdır.Bu hamilelikte kolaydır,çünkü amaç sağlıklı bir bebeğiniz olmasıdır.İkinci olarak kafeine niçin düşkün olduğunuzu belirlemeli ve bu ihtiyacınızı gidermek için yerine neler koyabileceğinizi bulmaktır.Eğer kahvenin yadaçayın tadını seviyorsanız ve sıcak bir içecek sizi çekiyorsa,kafeini alınmış olanları seçebilirsiniz. Ama en sağlıklısı tüm bunların yerine%100 saf meyve sularını tüketmenizdir.Eğer kafeinin uyarıcılığına gereksiniminizvarsa, daha doğal ve daha uzun etkili uyarıyı alıştırma veiyi besinlerden,sizi canlandıracak birşey yapmaktan (dansetmek, koşmak, yürüyüş) alabilirsiniz. Kafeini bıraktıktan sonra kuşkusuz bir kaç günkendinizi kötü hissedeceksiniz ama daha sonra herzamankinden iyi hissedeceksiniz.
    Kafein tiryakilik yapan bir maddedir ve aniden bırakanlardabaş ağrısı, sinirlilik, yorgunluk, uyuşukluk gibi yoksunluk belirtileriolur. Bu nedenle kafeini yavaş yavaş bırakmak daha akıllıcaolur. Fincanınızı her gün biraz daha azaltarak,en sonunda hiç içmemeyi başarabilirsiniz.

    Şu önerilere dikkat edin:

    Kan şekerinizin ve enerji düzeyinizin düşmesine fırsat vermeyin.Protein ve karışık karbonhidratlardan zengin besinleri küçük porsiyonlar halinde ve sık yiyin.
    Her gün bol egzersiz yapın.
    Uykunuzu alın.Bu kafeinsiz daha kolay olacaktır.
    X IŞINLARI (RÖNTGEN)
    Hamilelik sırasında çekilen röntgenlerin güvenli olup olmadığı karmaşık bir konudur,ama tanısal amaçlı çekilen bu filmlerin bebeğe zarar vermesi çok nadirdir.Röntgen ışınlarından yayılan radyasyonun zarar verip vermeyeceğini üç etken belirler.Birincisi;radyasyon miktarıdır.Cenin ve bebekte ciddi hasar yalnızca çok yüksek dozlarda (50-250 rad)oluşur.Çağdaş röntgen araçları çok nadir olarak 5 rad dan fazla ışın yaydıkları içingenellikle bir sorun oluşmaz.
    İkinci etken, ışının ne zaman alındığıdır. Çok yüksek dozlarda bile yumurtanın rahme yerleşmesinden önce dokunun etkilenme riski yoktur.Bebeğin organlarının gelişiminin erken dönemlerinde (döllenme sonrası 3-4.haftalar) ve hamilelik boyunca merkezi sinir sisteminin
    zarar görme riski vardır. Ama bu yalnızca yüksek dozlarda gerçekleşir.
    Üçüncü etken ise, rahmin gerçekten ışına maruz kalmasıdır.Günümüzün röntgen cihazları,görmek istenen alanı iyi belirlemekte ve diğer bölgeleri ışından korumaktadır.Röntgen filmlerinin çoğu anenin karın ve kalça bölümüne böylece rahme gelecek ışınları önlemek için kurşun bir levha ile çekilir.Ama karın röntgeninin bile zararlı olma olasılığı 10 rad dan fazla ışık yaymadığı için yoktur.
    Ama tabiki ne kadar küçük olursa olsun gereksiz risk almanında bir mantığı yoktur.Bu nedenle genellikle acil önemi olmayan röntgen çekimlerinin doğumdan sonraya ertelenmesiönerilir. Bebeğin röntgen ışınlarından zarar görme olasılığı düşük olduğu için,anne adayının sağlığı açısından gereken bir röntgeninde çekilmesinden vazgeçilip anne tehlikeye atılmamalıdır.
    Hamilelik sırasında röntgen ışınlarının küçük zararı aşağıdaki kurallara uyularak en aza indirilebilir:

    Sizden röntgen çektirmenizi isteyen doktora hamile olduğunuzu mutlaka söyleyin.
    Hamilelik sırasında çok gerekli olmadıkça röntgen çektirmeyin.
    Yerine daha güvenli bir tanısal işlem kullanılabiliyorsa röntgen çektirmeyin.
    Eğer röntgen şartsa,ehliyetli ve güvenilir bir merkezde çekilmesine özen gösterin.
    Teknisyenin uyarılarını dikkatle dinleyip,özellikle çekim sırasında kımıldamamaya dikkat ederek,çekimin yinelenmemesini sağlayın.
    Hepsinden önemlisi röntgen çektirmeniz gerekiyorsa,zamanınızı olası zararları hakkında kaygılanıp durarak geçirmeyin.Unutmayın ki, emniyet kemerinizi bağlamayı unuttuğunuz durumda bile bebek daha büyük bir tehlike altındadır.
    ŞEKER YERİNE KULLANILAN TATLANDIRICILAR
    Rejimciler için tatsız bir süpriz olacak ama şeker yerine kullanılan tatlandırıcılar kilonun korunmasında nadiren faydalıolurlar. Bu tatlandırıcılarla kilo kontrolü sağlansa bile anne adaylarının bunları kullanırken dikkatli olmaları önerilir.Ne yazık ki, hamilelikte sakkarin kullanımı ile ilgili yeterince araştırma bulunmamaktadır.Hayvan deneyleri, hamilelerin bu maddeyi
    almalarının, yavrularda kanser gelişimine yol açtığını göstermiştir.Tatlandırıcılar insanda plasentayı geçtiği ve bebekteki dokulardan çok yavaş atıldığı için,hamilelik öncesi ve hamilelik süresince sakkarin kullanılmaması akıllıca olur.
    Öte yandan çalışmalar,hamilelik sırasında tatlandırıcı olarak aspartamın(nutrasweet) kullanılmasının zararlı etkisi olmadığını göstermiştir.Hekimlerin çoğu hamilelik sırasında bu tatlandırıcının ılımlı miktarda kullanılmasına izinverebilir. Ama aspartamlı tatlandırıcıların katıldığı pek çok ürünün besin değeri olmadığından hamile kadınların bunları alırken seçici olmasında fayda vardır.
    Hamilelik sırasında en güvenilir tatlılar doğal meyve ve meyve sularıdır.Daha besleyici tatlı ve içecekler yerine midenizi diyet içeceklerle doldurmak size bir fayda sağlamayacaktır.
    EV İÇİ TEHLİKELER

    Ev temizleme ürünleri:
    Bir çok temizlik ürünü yıllardır kullanımda ve temiz evler ile doğumsal kusurlar arasında birbağlantı henüz kurulamadı.Temizlik maddelerini ara sıra tesadüfen solumanın gelişmekte olan bebeğe zararlı bir etkisi olduğunu henüz hiçbir çalışma gösteremedi.Eğer temizlik ürünlerine maruz kaldıysanız bunun için kaygılanmayın ama hamileliğin kalan süresi boyunca makul ölçüde temizlik yapın.

    Aşağıdaki uyarılara dikkat edin;

    Ürünün kuvvetli bir kokusu ve dumanı varsa doğrudan solumayın.Havalandırması iyi olan bir yerde kullanın yada hiç kullanmayın.
    Aerosoller yerine pompalı spreyler kullanın.
    Hiç bir zaman(hamile değilken bile) klorlu ürünleri amonyaklı olanlarla birleştirmeyin,bu karışım öldürücü dumanlar çıkarabilir.
    Etiketlerinde zehirli olduğuna ilşkin uyarı bulunan fırın temizleyici ve leke çıkarıcı ürünleri kullanmaktan kaçının.
    Temizlik yaparken lastik eldivenler kullanın,Bu yalnızca ellerinizi korumakla kalmaz,deriden zehirli kimyasal maddelerin emiliminide engeller.
    Temizlik yaparken her zaman bulunduğunuz ortamı havalandırmaya özen gösterin.

    Kurşun:
    Son yıllarda kurşunun uzun yıllardır boya parçalarını yutan çocuklarda zeka geriliği yaptığıbilinmektedir. Hamile kadınları ve bebeğide etkilediği keşfedilmiştir.Bu metale fazla miktarda maruz kalmak hamilelerde yüksek tansiyon riskini arttırmakta ve hatta düşük nedeni olmaktadır.Bebekte ciddi davranış sorunları ve nörolojik sorunlardan,küçük doğumsal kusurlara kadar değişen zararlara neden olur.
    Neyse ki kurşuna maruz kalmaktan korunmak, yol açtığı sorunların yanında çok kolaydır.İçme suyu,kurşunun ana kaynağı olduğu için,suyunuzun kurşunsuz olduğundan emin olun.Evinizin boyasıda kurşun içerebileceğinden,herhangi sebeple evinizin boyası kazınıyorsa evden uzakdurun. Başka bir kaynak da çini porselen yada çanak çömlekteki kurşunun bulaştığıyiyeceklerdir. Eğer kuşku duyduğunuz antika yada eski bir tabak yada sürahiniz varsa içinde gıda saklamayın.

    Böcek öldürücüler:
    Bazı böcekler sizin için bir tehdit gibi görünsede aslında hamilelik açısından tehlike oluşturmazlar.Ama onları yok etmek için kullandığınız ilaçlar bebeğiniz için daha büyük bir tehlikedir.Bulunduğunuz bölge yeni ilaçlandıysa,koku kaybolana kadar dışarıçıkmayın. Pencerelerinizi kapayın. Eğer apartmanınız ilaçlanıyorsa ve siz bunuerteletemezseniz, kendi evinizin kapı ve pencerelerini sıkıca kapayın.Mutfak dolaplarını sıkıca kapatın ve yemek hazırlanan bölümünün üzerini örtün.Apartmandan bir iki gün uzak durun ve eve döndüğünüzde sık sık pencerelerini açıp havalandırın.
    Mümkünse böceklerle doğal yolla mücadele edin.Kazara böcek ilacına maruz kaldıysanız hemen paniğe kapılmayın.Kısa süre ve dolaylı maruz kalma bebeğinize hemen zarar vermez.Açık havaya çıkın ve derin nefes alıp verin.

    "Bebeğinizi beklerken sizi neler bekler" kitabından alınmıştır.

    Sponsored content

    Geri: Ebeveyn Olmaya Beş Adım

    Mesaj tarafından Sponsored content


      Forum Saati Perş. 21 Eyl. 2017, 17:43